
Geçenlerde Deniz ve Koray’ı ziyarete gittiğimizde (kaydı da var: burada, “Arkadaşlar İyidir” başlığı altında), “bak bu tam senlik” diye haber verdiler; Saatli Maarif Takvimi’nde rastlamışlar, dilbilimci Mehmet Baha Toven, imzasını B. Toven diye atabilmek için bu soyadını almış. Mehmet Bach’a Toven? Bachhofen gibi, ama isteyerek alınmış bir ad. Hayır, şaka değildi, böyle bir kişi vardı. Bir kez daha, “ne yapsak önceden yapılmış oluyor” diye içimden geçirdim.
Eve döner dönmez, ahir zaman bilicisi Google’un başına oturdum tabii. Saatli Marif Takvimi’ndeki, 6 Ocak’ta Toven’in ölüm günü ile ilgili not, İnternet’te birkaç sayfaya sirayet etmişti. Bunun dışında, B. Toven’in adı Sir James Jeans’in Gökyüzü: Bugünkü Astronomi adlı kitabının (İstanbul: İkbal Kitabevi, 1939) çevirmeni olarak; Yeni Türkçe Lügat'in (1912, 1924), ve Noktalama: Yazıda Kullanılan İşaretler'in (1946) yazarı olarak geçiyordu.
Baha Toven, askerdi aynı zamanda. Bunu da Türkiye Yazarlar Birliği’inin bir basın açıklamasından öğrendim: “Ülkemizde sözlük hazırlayanlardan ilk akla gelenlere bakıldığında M. N. Özön'ün edebiyat fakültesi mezunu olduğu görülür. Mehmet Ali Ağakay, askerî doktor; Kemal Demiray, eğitim enstitüsü mezunu; Pars Tuğlacı, İngilizce öğretmeni; Mehmet Bahaeddin Toven, emekli binbaşı; Ferit Devellioğlu lise mezunudur.”
Baha Toven, Robert Kolej’de Türkçe öğretmenliği de yapmıştı. Talat Sait Halman, “Journal of American Studies of Turkey”de yayımlanmış bir söyleşisinde , Toven’den övgüyle bahsediyordu: “Türkçe gramer, üslup, şiir ve edebiyat konusunda gerçekten de muhteşem bir hocaydı; bize tarihten gelen bilgelikler ve kâinatın sırları üzerine bir şeyler de öğretmişti. Bundan çok daha önemli olarak, bize düşünsel merakı, vicdan özgürlüğünü, analitik ve eleştirel düşünceyi aşılamıştı”. Ben olsam kâinatın sırlarını daha önemli bulurdum, ama önemli olan bu değil, konu giderek dallanıp budaklanıyordu. “Şaşmacadan şaşmacaya”, Alis’in dediği gibi.
Soyadı kanunundan önceki imzası olan Mehmed Bahaeddin’i takip edince, sabitfikir.com kitapçısında Yeni Türkçe Lügat’in yakın tarihli bir tıpkıbasımına ulaşılabiliyor. Kitabın tanıtım notu şöyle: “Asker, maarifçi, mecmua naşiri, gramerci, lugatçi, müellif, mütercim ve takvimci Mehmed Bahaeddin veya tanındığı imzasıyla B. Toven son devrin dikkate değer meşahir-i meçhulesindendir.”
Bu “meçhul meşhur”u artık biraz daha yakından tanımak gerekiyordu. Bir hafta sonra, Yeni Türkçe Lügat’in 1924 tarihli ikinci basımının Akçağ kitabevi tarafından 1997’de hazırlanmış tıpkıbasımı elimdeydi. Kitabın Ali Birinci imzalı önsözünü burada özetleyeceğim – Baha bey 1881’de, Mora Yenişehir’inde doğmuş, Bursa’da Askeri Rüştiye ve İdadi’de okumuş, mezuniyetinden kısa süre sonra Bursa Askeri İdadisinde “Lisan-ı Osmani muallimliği”ne başlamış ve ömrünün sonuna kadar öğretmenlik mesleğinde kalmış. Görevleri onu Beyrut’a, İstanbul’a ve Yemen’e götürmüş, Yemen’i en son terk eden Osmanlı görevlileri arasında yer almış, 1919’da beş ay boyunca savaş esiri olarak tutuklu kalmış, sonra İstanbul’a dönmüş; Vakit’te, Tanin’de gazetecilik ve yukarıda andığım öğretmenlik yılları başlamış. Baha bey şu anda Ankara’da, Cebeci Asri Mezarlığı’nda.
Ali Birinci, Baha beyin başka eserlerini de anıyor: İspiritizma adını taşıyan “ulûm-u ruhiyyeye aid taharriyat-ı tecrübiye ve intikadiye” mecmuası (1910-1911); Sir William Crooks’un La Force Psychique adlı eserinin çevirisi; yukarıda andığım Gökyüzü; Dönemin önemli başvuru kitapları arasında sayılan Arapça gramer ve okuma kitapları, Türkçe gramer kitapları; hazırlanan fakat bir anlaşmazlık yüzünden toplatılan “B. Toven Takvim 1946”, Türkçe Lügat; yine hazırlanan ama yayımlanamayan İngilizce ve Fransızca sözlükler:
“Asıl mühim ve son büyük eseri ise gece-gündüz tam oniki sene çalışarak bitirebildiği B. Toven Lûgati-Fransızcadan Türkçeye adını taşıyan lûgatidir. Sonunda “Bitti-Fatih, 29.11.1951 gece saat 1.15 Perşembe” kaydı bulunan ve türünde en muhteşem ve en mükemmel bir çalışma olan bu lûgat devrin Fazıl Ahmet Aykaç ve İbrahim Alâettin Gövsa gibi yazarları ve DTC Fakültesi’nden Georges Bonneau ve Bedrettin Tuncel gibi Fransız Dili ve Edebiyatı profesörleri tarafından büyük bir sevinç ve takdirle karşılanmıştır. Baha Bey’in ve O’nun ölümünden sonra da refikası Nimet Hanım’ın (23 Haziran 1907-23 Mart 1989) büyük çırpınışlarına rağmen, bugüne kadar, basılmadan kalmıştır”.
Baha beyin kızının adı da Betin Ediz Toven. Baha beyin Beethoven merakı hakkında hiçbir bilgiye rastlayamadım; onu bu derece özdeşleşmeye iten merakın ne düzeyde olduğunu, neleri dinlediğini, neleri okuduğunu, Beethoven’dan başka hangi müziklerle ilgili olduğu gibi sorulara birazcık olsun cevap bulabilmeyi çok isterdim – bu merakım için Betin Ediz Toven Ünlütürk’ü rahatsız etmeli miyim? Bence hayır: kimi soruların cevapları, eğer insanların özel hayatlarına burnunuzu sokmayı gerektirecekse, merak olarak kalmalı. Baha bey Beethoven merakını paylaşmış, yazmış olsaydı, kamusal alanda kendi ve kızının adlarından başka izler de kalırdı, belki günün birinde karşıma çıkarlar.
Ali Birinci, Dil Encümeni azası olup dilde özleşmeye karşı olan Baha bey hakkında, ölümünden sonra Türk Dil Kurumu dergisinde tek satırlık bir yazı çıkmamasının büyük bir vefasızlık ve talihsizlik olduğunu anarak önsözünü bitiriyor.
(Amatörce yaptığım çevriyazıda beceriksizlik, dikkatsizlik varsa affınıza sığınarak), Yeni Türkçe Lügat’e Mehmed Baha’nın yazdığı önsözü buraya aktarırken, birçok açıdan bana alabildiğine uzak, birçok açıdan tuhaf bir ruh birliği hissettiğim bu insanın sözlerinin biraz daha dolaşıma çıkmasını, biraz daha yaygınlaşmasını sağlamak istiyorum – hazırladığı sözlük bugün burada okunuyor, bıraktığı izlerden hâlâ birileri yararlanıyor, bilinsin.
Mukaddime
Türkçede mükemmel bir lügate olan ihtiyacımız o derece aşikârdır ki artık bunu hissetmeyen okuryazar hemen hiçbir fert yok gibidir. Senelerden beri hepimiz bu eserin zuhuruna muntazırız. Herhalde bir gün – ama bakalım hangi gün! – bu beklediğimiz eser meydana çıkacak, bizim de elimize bütün arzularımızı tatmin edecek mükemmel bir lügat kitabı elbette geçecektir.
Lakin biz bu intizar devresini yaşarken ötede ilim ve fen durmuyor, nura ve hakikate doğru muttasıl koşuyor. Bu koşulan medeniyet yollarında ise bir düziye yeni ihtiyaçlar, yeni fikirler doğuyor, bunları ifade eden yepyeni kelimeler ortaya çıkıyor, ve su kara hudut, milliyet nedir bilmeyen bu yeni şeyler döne dolaşa bilatekellüf garptan ayağımıza kadar geliyor, ister istemez dilimize giriyor; hatta, maalesef, bize hiç lüzumu olmayanlarına da yol açıyor. Böylelikle hemen her gün gazete ve kitaplarda önümüze çıkan ve henüz hiçbir Türkçe lügate girmemiş olan bu kelimelerin adedi bugün aşağı yukarı iki üç bini buluyor.
İşte on iki sene evvel basılan bu kitabı adeta yeniden yazarcasına birçok yeni kelimeler, misaller ve mecaz tabirlerle tevsî ederek ve hacmini de bir hayli büyülterek tekrar neşretmekten maksadımız bittabi hepimizin beklediğimiz o muazzam eseri meydana getirmek değil ancak dillerimizde dolaşan şu yeni kelimeleri hem bir yere kaydetmek, hem lisanımızda bulunan yerli yabancı bütün kelimâtı ihtiva eden bir az işe yarar bir kitapcağıza vücut vermek ve gittikçe sadeleşerek güzelleşen Türkçemize de bu suretle olsun pek naçiz bir hıdmet görmekten ibarettir.
M. Bahâ
0 yorum:
Yorum Gönder