armaganekici@gmail.com

Cumartesi, Mart 11, 2006

Scopimera

"size göre amaçsızca, ama ona göre..."

Scopimera, Güneydoğu Asya ve Avustralya bölgesinde yaşayan bir yengeç. Ufacık, bir santimetre boyunda, kum renginde. Sular yükseldiği zaman, suyun altında, kumun içinde bekliyor; sular çekilince ortaya çıkıp kumu parça parça "elden geçirip" besleniyor. Bunu yaparken, elden geçirdiği kumları ufak bir top şeklinde yuvarlayıp yere bırakıyor; ama her tarafı bu kum topları ile doldurmuyor, saklandığı oyuktan başlayan birkaç yürüyüş hattını --gerektiğinde hızla yuvaya ricat edebilmek için-- açık bırakıyor (aradığım sözcük "patika" mı diye düşündüm, değil: patika mevcut bir "arkaplan"ın üzerinde biz yürüdükçe açılan bir "çizgi"; yengeçler "arkaplan"ı doldururken yürüyüş yollarını boş bırakarak, yani patika işleminin neredeyse tam tersini yaparak bu yolları oluşturuyorlar -- yol açmıyorlar, yol-olmayan'ı dolduruyorlar, dokunmadıkları bölge yol olarak ortaya çıkıyor; bizimse dokunduğumuz bölge patika olarak açılıyor). Ortaya çıkan şekillerin sathı büyüdükçe bu yürüyüş hatları birleşiyor, yengeçlerin yuvalarının etrafında yıldızlar, ana ve tali yollar, kavşaklar oluşuyor. Bu sayede, bir gece içinde bütün bir kumsalı bir "kendiliğinden sanat eseri"ne dönüştürebiliyorlar:



Ertesi sabah deniz her şeyi siliyor tabii. Yengeçlerin kumsalı böyle parmak parmak bezemelerinin güzelliğini ve ihtişamını görmek için, sular çekilince insanların pek sevmediği kumsallara bakmak gerek -- örneğin yukarıdaki resimde, sağ üstteki "kum topları ve yürüme yolu" yıldızının sol yarısının üzerine basılarak bozulmuş olduğunu görebiliyorsunuz.



Blue Planet belgeselini hazırlayanlar bu yengeçlerin topu atarken yaptıkları hareketi basketbolculara benzeterek eğlenmişler, görüntüleri de oynak bir Latin müziği ile desteklemişler. Ben ise sessizlik içinde, bir kumsalı baştan sona bezemelerini çok daha güzel bulmuştum, bu Latin müziği yaklaşımına bir yandan hak verdim, bir yandan da meselenin özünü ıskaladıklarını düşündüm -- malum, Ritsos'un Örümcek, Enis Batur'un Göre şiirleriyle büyüdük; bu yengeçle tanışmak, beni, neymiş bu hayvan diye biraz araştırmaya yönlendirmenin yanında, bu şiirleri raftan çekip tekrar yoklamaya da yönlendiriyor.

Sabırlı ve yavaş hareket ederseniz, iyi kötü yüz yüze gelip bakışabiliyorsunuz da ayrıca, gözleri bir uzantının ucunda olan hayvanları seviyorum:

2 yorum:

Oya Kayacan dedi ki...

Bu şeffafmış gibi renkte yengeççiklerden, şimdi neresidir hatırlamıyorum ama Türkiye hudutları içinde de görmüşlüğüm var. Onlar da böyle sanatçı ruhlu mudurlar, onu da bilemiyorum! Ne olursa olsun, doğa harikalar yaratıyor. İnsan yapıtları sadece özenti kalıyor onun yanında.
Senin araştırmacı ruhunu da çok sevdim. Kutluyorum.

elckish dedi ki...

gözlerle (ama sadece gözlerle değil) ilgili olarak: salyangozlar da çok güzel. hem daha yavaşlar.

Etiketler