Eski defterlerden: Ambrose Bierce'ın Şeytanın Sözlüğü'nden yaptığım iki seçme, 2004 ve 2005'te geceyazısı ve kitap-lık'ta yayımlanmıştı. Alper Maral'ın elektroakustisch! albümüne bir selam çakmak amacıyla, iki seçmenin birleştirilmiş halini ekliyorum.
Alper Maral ile albüm üzerine bir söyleşi.
A. Doğru dürüst inşa edilmiş her alfabenin ilk harfi. İnsanın ses organlarının çıkardığı ilk doğal ses olup, konuşanın keyfi nasıl istiyor ve kolayına nasıl geliyorsa öyle telaffuz edilir. Mantıkta, A iddia eder ve B inkâr eder. İddialar hep dendiği gibi mesnetsiz olduklarından, B’nin masumiyetine inanmak için yeterli karine var diyebilirdik belki, oysa bildiğiniz gibi inkârcılar da cehennemliktir.
Af, a. Devletin, cezalandırmanın çok pahalıya çıkacağı suçlular karşısındaki yüce gönüllülüğü.
Aforizma, a. Önceden sindirilmiş bilgelik.
Ağız tamburası, a. Dişlerle sıkıca ısırıldıktan sonra parmaklarla oradan çıkartılmaya çalışılan müzik dışı bir alet.
Ahmak, s. Dünya işlerindeki etkisi her zaman baskın olmuş ve ipleri elinde tutmuş, büyük ve güçlü bir kabilenin her bir üyesine verilen ad. Ahmak’ın eylemleri herhangi bir düşünce ya da eylem alanında sınırlı değildir, “bütünü kapsar ve yönlendirir”. Her konuda son söz hakkı onundur; verdiği karara karşı çıkılamaz. Fikir ve zevk konusunda modanın ne olduğunu saptar, konuşma özgürlüğünün sınırlarını dayatır ve davranışın etrafına duvar örer.
Ak, a., s. Kara.
Akademi, a. [1.] Futbol öğretilen çağdaş bir okul. [2.] Eskiden, felsefecilerin tabiatın sırlarını aradığı bir koru idi; şimdi, tebaanın felsefede bir anlam aradıkları bir okul oldu.
Akor, a. Uyum.
Akordeon, a. Bir suikastçının hisleriyle uyum içinde olan bir enstrüman.
Akrostiş, a. Duyguların ağır bir imtihanı. Genellikle bir dangalak tarafından başımıza musallat edilir.
Alacaklı, a. Malî Dar Boğazlar'ın ötesinde yaşayan ve taş üzerinde taş bırakmayan seferleri nedeniyle korku salan bir barbar kavim.
Alamet, a. Eğer birşeyler olmazsa birşeyler olacağını gösteren işaret.
Alegori, a. Üç cilt ve bir kaplandan oluşan mecaz.
Alıntı, a. Başka birinin sözlerini yalan yanlış tekrarlama. Yanlış olarak tekrarlanan sözler.
Alkış, a. Yavanlığın yankısı.
Allah, a. Müslümanların Yüce Varlık’ı. Hristiyanların, Yahudilerin vs. Yüce Varlık’larıyla karıştırılmamalıdır.
Amatör, s. Zevk ile beceriyi birbirine karıştıran, hırsını kabiliyeti sanarak kamu huzurunu bozucu faaliyetlerde bulunan kişi.
Ambidekster, s. Sol cebi de sağ cebe eşit bir kolaylıkla söğüşleyebilen.
Anormal, s. Standarda uymayan. Düşünce ve davranış alanlarında, bağımsız olmak anormal olmaya, anormal olmak da aşağılanmaya eşittir. İşte bu yüzden, leksikografınız size, Ortalama İnsan'a (leksikografınızın kendi kendisine benzediğinden bile daha çok) benzemenizi tavsiye eder. Bu mertebeye erişen huzura ulaşacak ve istikbalde vefat ederek Cehennem'e gitme umudunu kazanacaktır.
Antipati, a. Dostumuzun dostunun bizde uyandırdığı his.
Aşk, a. Evlilik yoluyla tedavi edilebilen geçici bir delilik.
Avustralya, a. Güney denizlerinde bir ülke. Sınaî ve ticari gelişmesi, coğrafyacılar arasında onun bir ada mı, bir kıta mı olduğu konusundaki son derece talihsiz bir tartışma yüzünden kelimelerle ifade edilemeyecek derecede engellenmiştir.
Azim, a. Vasatlığın şerefsiz başarılar elde etmesinde kullanılan aşağılık bir erdem.
Bağnaz, s. Katılmadığınız bir fikre inatla ve hararetle bağlı kimse.
Bakkhos, a. Eskilerin sarhoş olmaya mazeret olsun diye icat ettikleri kullanışlı bir tanrı.
Barış, a. Uluslararası ilişkilerde, iki savaş dönemi arasındaki mızıkçılık dönemi.
Barometre, a. Şu anda havanın nasıl olduğunu bize bildiren mucizevî bir alet.
Başarı, a. Çabanın ölümü ve tiksintinin doğumu.
Başpiskopos, a. Piskopostan bir birim daha kutsal olan bir kilise büyüğü.
Belagat, a. Konuşma ve eylemler arasında, anlayışı kandırmak amacı ile gerçekleştirilen bir komplo. Stenografi sayesinde dizginlenebilen bir istibdat.
Belladona, a. İtalyancada güzel kadın; dilimizde zehirli bir ot. İki dilin esasen özdeş olduğunun çarpıcı bir örneği.
Beyin, a. Kendisi aracılığı ile düşündüğümüzü düşündüğümüz bir aparat.
Biat, a. Hükümdar tarafından tahtın bunaltıcı derecede ısınmış olduğunun ifade edilmesi.
Bir kereliğine, s. Yeterli.
Bunak, s. Argümanlarını yanıtlayamadığımız kişilerin içinde bulunduğu hazin zihinsel durum.
Büyü, a. Boşinancı paraya tahvil etme sanatı. Aynı yüksek amaca ulaşmaya çalışan başka sanatlar da vardır, ama ağzı sıkı leksikografınız onların adını ağzına almaz.
Cadı, a. [1.] Şeytanla şer ortaklığı yapan yaşlı ve çirkin bir kadın. [2.] Şer konusunda şeytana bile pabucunu ters giydirebilecek genç ve güzel bir kadın.
Cahil, s. Sizin için bildik olan kimi malumatlardan haberdar olmayan ama sizin hiçbir şey bilmediğiniz başka bazı konularda bir şeyler bilen kişi.
Cehennem, a. Rahmetli leksikograf Noah Webster’in ikametgâhı.
Ceset, a. Başkalarının merakına karşı uygar bir kişinin gösterebileceği en yüksek kayıtsızlığı gösteren kişi.
Cui Bono? (Lat.) İyi ama benim bundan çıkarım ne?
Cüret, a. Arkasını sağlama almış bir adamın en dikkat çekici özelliklerinden biri.
Çocukluk, a. İnsan hayatında, bebekliğin salaklığı ile gençliğin hoppalığı arasına düşen dönem--yetişkinlik günahından iki derece, yaşlılığın pişmanlığından üç derece uzaklıkta.
Danışmak, f. Zaten karar verilmiş bir mesele hakkında başkasının onayını almak.
Deist, a. Allah’a inanan fakat Şeytan’a tapma hakkını mahfuz tutan kişi.
Dejeuner, a. Paris görmüş Amerikalının kahvaltısı. Çeşitli biçimlerde telaffuz edilir.
Delegasyon, a. Amerikan politikasında, desteyle alınıp satılan bir emtia.
Deli, s. İleri derecede bir zihinsel bağımsızlığa ulaşmış; uyumlu insanların kendi kendilerini gözlemleyerek saptadıkları düşünce, konuşma ve eylem standartlarına uymayan; çoğunluğa ters düşen; kısaca, alışılmamış. İnsanların deli olduğuna karar veren görevlilerin kendilerinin akıllı olduklarına dair kanıt göstermekten aciz olduklarına dikkat edilmelidir. Huzurunuzdaki bu (şerefli) leksikografın kendi akıllılığına inancı, memleketteki herhangi bir tımarhanenin herhangi bir sakininin bu yöndeki inancından farklı değildir; oysa nereden bilecek ki, belki de yeteneklerini koştuğunu sandığı bu yüce işle uğraşmak yerine, gerçekte bir tımarhanenin parmaklıklarına ellerini vurarak kendisinin Noah Webster olduğunu iddia etmekte ve birçok düşüncesiz izleyiciyi masumca eğlendirmektedir.
Demagog, a. Siyasi rakip.
Dil, a. Başkalarının hazinesini koruyan yılanları deliklerinden çıkarmakta kullandığımız müzik.
Dinsizlik, a. Dünyadaki yaygın inançların en önde geleni.
Diplomasi, a. Vatan adına yurtseverce yalan söyleme sanatı.
Dişçi, a. Ağzınıza bir metal parçası sokup cebinizden metal paralar çekiveren bir hokkabaz.
Dişi, a. Karşı, yani latif olmayan cinsin bir üyesi.
Diyafram, a. Göğüs hastalıklarını bağırsak hastalıklarından ayrı tutan kaslı bir perde.
Dizbağı, a. [1.] Bir kadının çoraplarından dışarı taşıp memleketi perişan etmesini engelleyen elastik bağ. [2.] İngiltere kralı Üçüncü Edward tarafından başlatılmış ve kraliyet inayetinde güzide bir yer tutmuş şahıslara verilen bir nişan. Başka türden kamu hizmetleri ise başka şekillerde ödüllendirilir.
Doğum, a. Felaketlerin ilki ve en beteri.
Dolambaç, a. Söyleyecek bir şeyi olmayan yazarın, bu haberi okuyucuya alıştıra alıştıra verirken kullandığı bir edebî oyun.
Dramatist, a. Fransızca piyesleri uyarlayan bir kişi.
Dua etmek, f. Evrenin yasalarının, hem de böyle bir muameleye layık olmadığını kendi ağzıyla itiraf etmiş tek bir ricacı için askıya alınmasını istemek.
Düello, a. İki düşmanın barışmasını önceleyen resmi tören. Hakkıyla yerine getirilmesi için çok büyük beceri gerekir; eğer beceriksizce gerçekleştirilirse, kimi zaman en beklenmedik ve üzücü sonuçlar doğabilir. Çok uzun zaman önce bir beyefendi bir düelloda hayatını bile kaybetmişti.
Dürüst, s. İşbitiricilik konusunda özürlü olan.
Düşman, a. Size bir yardımı dokunmuş ve karşılığını vermenin şu anda işinize gelmediği içten pazarlıklı bir hergele. Askerî işlerde, en kötü niyetleri ve en hain emelleri besleyen bir grup insan.
Düşmanlık, a. Dünyadaki nüfus fazlalığının anlamlarından dikkat çekici derecede keskin ve oldukça özel bir uygulaması olan bir tanesi. Düşmanlık, aktif düşmanlık ve pasif düşmanlık olarak ikiye ayrılır; birincisi, bir kadının diğer bayan arkadaşlarına beslediği hisler, ikincisi ise diğer bütün kadınlara karşı beslediği hislerdir.
Ecnebi, s. Bizimkinden farklı ve daha değersiz bir ülkeye ait olan.
Eczane, a. Doktorun sağ kolu, cenazecinin velinimeti ve mezar solucanlarının geçim kaynağı.
Egoist, s. Kendisine bana gösterdiği ilgiden daha çoğunu gösteren ham ervah.
Eğitim, a. Bir kitaptan boş bir kafatasına silkelenen toz.
El pençe divan, s. Zenginlik ya da güç ile karşı karşıya kalınca takınılan makul ve geleneksel bir zihinsel tutum. Bir memurun amirine hitap ettiği zamanlarda özellikle münasiptir.
Elma, a. İlk insanın yiyerek Cennet’ten kovulmayı hak ettiği meyve. İlk elma yaban elması olduğundan, ilk insan onu yiyerek aptallık etmişti.
Elysium, a. Eskilerin, iyi ruhların içinde yaşadığı yolunda aptalca bir inanç besledikleri hayali, güzel ülke. Bu delisaçması ve kötü niyetli masal, ilk Hristiyanlar tarafından yeryüzünden silinmiştir--mekânları Cennet olsun!
Embesillik, a. Bu sözlüğü eleştiren sansürcüleri etkisi altında almış ilahi bir ilham, kutsal bir ateş.
Erkek, a. Hesaba katılmayan, önemsiz cinsin bir üyesi. İnsan ırkının erkeği (dişisinin gözünde) “Adamın Biri” olarak anılır. Bu takımın iki türü vardır: iyi kocalar ve kötü kocalar.
Estetik, a. Irkımızın başındaki en münasebetsiz tik türü. Yüz tikinden bile beter.
Eşek, a. Sesi olup kulağı olmayan bir halk şarkıcısı. Nevada eyaletinin Virginia City'sinde ona Washoe kanaryası, Dakota'da senatör, diğer her yerde ise merkep denir. Bu hayvan edebiyat, sanat ve dinde her çağda ve ülkede kutsanmıştır; bu soylu omurgalı gibi insanın hayalgücünü ateşleyen ve harekete geçiren başkası yoktur. Öyle ki, kimileri (Ramalisus, lib. II, De Clem., ve C. Stantatus, De Temperamante) onun bir tanrı olduğundan şüphelenmiştir; gerçekten de, bildiğimiz kadarıyla Etrüsk'lüler, ayrıca söylenenlere inancaksak Makrobiyus ve Küpasyalılar tarafından kendisine tapınılmıştır. Müslümanların cennetine insanların ruhlarıyla birlikte kabul edilen iki hayvandan birisi Yedi Uyurlar'ın köpeği, ötekisi de Balaam'ın eşeğidir; bu da azımsanacak bir taltif değildir. Bu hayvancık hakkında yazılanlardan son derece ihtişamlı ve kapsamlı, Shakespeare kültü ya da Kitab-ı Mukaddes çalışmaları ile yarışabilecek bir kütüphane düzülebilir. Genel olarak, şunu söyleyebiliriz: bütün edebiyat şu ya da bu ölçüde eşekliktir.
Eşit, s. Başka bir şey kadar kötü.
Etek, a. İskoç erkeklerinin Amerika'da, Amerikalı erkeklerin İskoçya'da giydiği bir giysi.
Etnoloji, a. Dünya halklarını eşkıyalar, hırsızlar, dolandırıcılar, ahmaklar, deliler, aptallar ve etnologlar olarak sınıflandırarak inceleyen bir bilim dalı.
Etobur, s. Ürkek vejetaryeni, mirasçıları ve diğer hak sahipleriyle birlikte gövdeye indirmek barbarlığına bağımlı olan.
Evsiz, s. Ev eşyaları üzerindeki bütün vergileri ödemiş olan.
Ezoterik, s. Çok özel bir şekilde anlaşılmaz ve mükemmelen kapalı olan. Kadim zaman felsefeleri iki çeşitti: filozofların kendilerinin kısmen anlayabildiği egzoterik felsefeler ve hiç kimsenin anlayamadığı ezoterik felsefeler. Günümüz düşüncesini en çok etkilemiş ve zamanımızda en çok kabul görmüş olan ikinci türdür.
Fabl, a. Önemli bir hakikati tasvir etmek için uydurulmuş kısa bir yalan.
Felaket, a. Hayatımızdaki olayların bizim kontrolümüzde olmadığını bize sık sık ve tartışılmaz bir biçimde anımsatılması. Felaketler iki türlüdür: kendi başımıza gelen talihsizlikler ve başkalarının başına gelen hayırlı işler.
Felsefe, a. Hiçbir yerden başlayıp hiçbir şeye birçok değişik yoldan varabilen bir rota.
Fetret, a. Bir monarşinin taht minderindeki ılık bir bölge tarafından yönetildiği dönemin adı. Bu bölgenin soğumaya bırakılması yönündeki deneyler, birçok değerli şahsın söz konusu bölgeyi ısıtma yönündeki azmi nedeniyle son derece bahtsız sonuçlara yol açmıştır.
Fırsat, a. Bir hayal kırıklığını ele etmek için müsait bir durum.
Finans, a. Gelirleri ve kaynakları idarecinin çıkarlarına en uygun bir şekilde idare etme sanatı ve bilimi.
Fonograf, a. Ölü sesleri hayata döndüren sinir bozucu bir oyuncak.
Fragman, a. Edebiyatta, yazarın bitirmeyi beceremediği bir eser türü.
Füze, a. Uluslararası tartışmalardaki en son karar mercii. Eskiden böyle tartışmalar, tarafların fiziksel olarak birbirleriyle teması ile ve zamanın mantık sanatının sunabildiği kılıç, kargı ve bunun gibi ilkel argümanlarla çözülürdü. Askerî işlerde basiretin artmasıyla, füzeler giderek daha çok tercih edilir oldu; artık en cesur tarafların tercihi füzedir. En önemli noksanı fırlatma noktasında şahsen bulunmayı gerektirmesidir.
Gabi, s. Edebiyat ve hayatta hüküm süren hanedanın bir üyesi. Gabiler Âdem ile birlikte ortaya çıktılar ve hem kalabalık, hem de gürbüz olduklarından yaşanabilir dünyayı kapladılar. Güçlerinin sırrı, darbelere karşı hissiz olmalarıdır.
Garp, a. Dünyanın Şark’ın batısına (ya da duruma göre doğusuna) düşen kısmı. Üzerinde genellikle Hristiyanlar yaşar; Hristiyanlar, başlıca geçim kaynakları cinayet ve dolandırıcılık olan (onlar buna, “savaş” ve “ticaret” der) Hipokritlerin güçlü kavimlerinden biridir. Bunlar, aynı zamanda, Şark’ın da başlıca geçim kaynaklarıdır.
Gelecek, a. İşlerimizin rast gittiği, dostlarımızın sahici olduğu ve mutluluğumuzun garanti olduğu zaman parçası.
Gelin, a. Mutlu bir istikbal umudunu gerisinde bırakmış bir kadın.
Gırtlak, a. Erkekte, kalbe giden yol; kadında, kalbin dertlerini boşalttığı atık borusu.
Giyotin, a. Fransızların haklı olarak omuz silkmesine yol açan bir makine.
Göbek, a. Mide tanrısının tapınağı. Bütün erkekler bu tanrıya tapınırlar ve ona kurban verirler. Kadınlar ise bu kadim inanca kekeleyerek bir onay vermekle yetinirler. Kimi zaman sunakta yarım yamalak ve etkisiz bir şekilde yardım ederler, ama erkeklerin gerçekten de tapındığı bu ilaha gönülden iman etmenin ne demek olduğunu bilmezler. Eğer dünyanın alışveriş meseleleri tümden kadınlara bırakılacak olsaydı, bütün ırkımız otobur olurdu.
Göçmen, a. Bir ülkenin başka bir ülkeden daha iyi olduğunu zanneden bir akıl fukarası.
Görev, a. Bizi arzularımızın belirlediği hat üzerinde, çıkarımıza doğru müsamahasızca yönlendirir.
Gut, a. Zengin hastanın romatizmasına doktorun taktığı ad.
Gün, a. Çoğu boşa geçirilen yirmi dört saatten oluşan bir süre. Bu süre ikiye ayrılır – gündüz, ya da asıl gün, ve gece, yani sahte gün. Birincisi iş ile ilgili günahlara ayrılmışken ikincisi öbür türlü günahlara vakfedilmiştir. Bu iki içtimai aktivite birbirleriyle kesişirler.
Günlük, a. Bir kişinin hayatının, kendi kendisine yüzü kızarmadan anlatabileceği kısmının gün be gün tutulan kaydı.
Gürültü, a. Uygarlığın en önemli ürünü ve ayırt edici işareti.
Hacı, a. Ciddiye alınan bir seyyah türü.
Hareket, a. Maddenin bir özelliği, koşulu ya da içinde bulunduğu bir durum. Hareketin varlığı ve olanaklılığı birçok felsefeci tarafından reddedilmiştir; bu felsefeciler bir şeyin olduğu bir yere hareket edemeyeceğini ve olmadığı bir yere de hareket edemeyeceğini işaret ederler. Diğerleri ise, Galileo’yu izleyerek, “ama yine de hareket ediyor” derler. Bu konuda karar vermek leksikografa düşmez.
Hayalet, a. İçteki korkunun dışarıdaki ve gözle görülebilen işareti.
Hayalgücü, a. Şair ve palavracının ortak mülkiyetindeki bir hakikat deposu.
Hayat, a. Vücudu bozulmaktan koruyan ruhanî bir salamura. Her gün onu kaybetmekten korkarak yaşarız, oysa bir kere kaybedince eksikliğini hissetmeyiz. “Hayat yaşamaya değer mi?” sorusu çok tartışılmıştır, özellikle değmeyeceğini düşünenler tarafından. Bunların bir çoğu görüşlerini desteklemek için uzun yazılar yazmışlar ve sağlık kurallarına dikkatle riayet ederek, uzun yıllar boyunca bu tartışmayı başarıyla sürdürme şerefine nail olmuşlardır.
Hayranlık, a. Başka birinin kendimize benzerliğini nezaket göstererek takdir etmemiz.
Hendek, a. Şatonun önündeki çöplük; şatonun dışındaki çöplerin şatonun içindeki çöpleri taciz etmesini engeller.
Heves, a. Bir gençlik hastalığı, küçük dozlarda pişmanlık ile birlikte harici olarak uygulanan tecrübe sayesinde iyileştirilir.
Hırs, a. Yaşarken düşmanlar tarafından yerin dibine geçirilmek ve ölünce dostlar tarafından soytarıya çevrilmek yönünde karşı konulmaz bir istek.
Hidra, a. Eskilerin birçok başlık altında incelediği bir hayvan türü.
Hile, a. Ticaretin can suyu, dinin ruhu, âşıktaşlığın zokası, siyasi gücün temeli.
Hitabet, a. Konuşma ve jestlerin, idraki kandırma amacıyla kurdukları komplo. Stenografi sanatı bu zulmü biraz yumuşatır.
Homeopatist, a. Tıp mesleğinin mizahçısı.
Hor görmek, f. Açık açık karşı çıkılamayacak kadar güçlü bir rakip karşısında basiretli bir insanın aldığı tutum.
Hristiyan, a. İncil’in, komşusunun ruhanî ihtiyaçlarına mükemmelen cevap vermek üzere Tanrı tarafından yazdırılmış olduğuna inanan bir kişi. İsa’nın öğretilerini günah dolu bir hayatla çelişmedikleri sürece izleyen kişi.
Hür düşünceli, a. Papazın gözlerinden gözlerini kaçırmayı haince reddeden ve onlara fazlasıyla sorgulayıcı bir bakışla bakmakta inat eden bir zındık. Hür düşünceliler eskiden
vurulur, yakılır, haşlanır,
mengeneye sokulur, kırbaçlanır, kırpılır,
boğulur, asılır, deşilir,
kazığa oturtulur, kelleyi kaptırır, deriyi yüzdürürlerdi.Gel zaman git zaman, kutsal dinimiz insaflı ve insaniyetten nasibini almış takipçilerin eline düştü ve zavallı hür düşüncelilerin cezası “İntikam benimdir, hesabı ben göreceğim” diyen Varlık’a havale edildi. Artık dünyamızda yolunu şaşırmış bu mücrimler yalnızca
tehdit ediliyor, takip ediliyor, aşağılanıyor,
uzak tutuluyor, susturuluyor, lanetleniyor,
hakarete uğruyor, soyuluyor, kandırılıyor,
taciz ediliyor, alaya alınıyor, iftiraya uğruyorlar.
Hürriyet, a. Hayalgücü’nün en değerli varlıklarından biri.
İlaç, a. Tünel’deki bir köpeği vurmak için Taksim’den fırlatılan bir taş.
İmparator, a. Ruanın bir üstü. As gibi bir şey.
İmtinacı, a. Kendisini bir zevkten alıkoymanın ayartıcılığına kapılmış zayıf bir insan. Tümden imtina eden bir kişi imtina hariç her şeyden, özellikle başkasının işlerine burnunu sokmamaktan, imtina eder.
İnanç, a. Eşi menendi olmayan şeyler hakkında bilmeden konuşan bir insanın söylediklerinin bir kanıt olmadan kabul edilmesi.
İnsan, a. Bu hayvan türü, kendisinin ne olduğunu düşündüğünü öylesine kendinden geçmiş bir şekilde tefekkür eder ki, ne olması gerektiğine bakmayı unutur. Başlıca meşgalesi diğer hayvanların ve kendi türünün soyunu tüketmektir; fakat kendi soyu öylesine kararlı bir hızla çoğalmaktadır ki bütün yaşanabilir dünyayı ve ayrıca Kanada'yı sarmıştır.
İstisna, a. Ait olduğu sınıftaki diğer nesneler ile bir görüş ayrılığına düşme hakkını kullanan bir nesne; dürüst erkek, samimi kadın, vs. gibi. "İstisnalar kaideyi bozmaz", cahillerin ne kadar saçma olduğunu birazcık olsun düşünmeden birbirlerine papağan gibi tekrarladıkları bir ifadedir. Latincede, "Exceptio probat regulam", istisnanın kaideyi sınadığı, geçerli olup olmadığını imtihan ettiği anlamına gelir, bozmadığı anlamına değil. Bu güzelim özlü sözden bu anlamı çıkartıp yerine tam tersi anlama gelen kendi sözünü koyan bedhah, anlaşılıyor ki, ölümsüz bir şer kuvveti sarf etmiş.
İşin aslında, s. Belki de; muhtemelen.
İştah, a. Yaradan’ın işçi bulma sorununu çözmek için düşüncelilikle bahşettiği bir içgüdü.
İttifak, a. Uluslararası politikada, ellerini birbirlerinin cebine bağımsız olarak bir üçüncüyü tokatlayamayacak kadar derinlemesine daldırmış iki hırsızın ortaklığı.
Kartezyen, s. Ünlü filozof Descartes ile ilgili. Kendisi meşhur bir özlü söz olan Cogito ergo sum’un sahibi olup bu yolla insanların var olduğunu ispatladığını düşünerek keyiflenmiştir. Ne var ki, bu özlü söz biraz daha güçlendirilebilir, şöyle ki: Cogito cogito ergo cogito sum – “düşündüğümü düşünüyorum, demek ki var olduğumu düşünüyorum”. Bu da, sonuç olarak, bugüne kadar herhangi bir felsefecinin kesinliğe yaklaşabildiği kadar yaklaşmış bir cümledir.
Kasım, a. Yorgunluğun on ikide on biri.
Kasvet, a. Zenci halk ozanının, gazetenin mizah bölümünün, cennet umudunun ve şeytanın sözlüğünün yarattığı ruh hali.
Kaz, a. Yazı yazmakta kullanılan tüyleri sağlayan bir kuş. Bu tüyler, doğanın gizemli bir süreci sayesinde, kuşun zihinsel enerjisini ve duygusal karakteristiklerini muhtelif oranlarda emip bunlarla dolarlar, öyle ki, mürekkebe batırılıp “yazar” adı verilen kişi tarafından kâğıdın üzerine mekanik bir biçimde sürtülünce, ortaya kuşun düşünce ve hislerinin son derece aslına sadık bir dökümü çıkar. Bu muhteşem yöntemle, kazların arasında büyük farklar olduğu keşfedilmiş, birçoğunun yalnızca sıradan ve önemsiz bir yetenekle sınırlı sahip olduğu, fakat bazılarının gerçekten çok büyük kazlar olduğu anlaşılmıştır.
Kaza, a. Değişmez doğa kanunları sayesinde ortaya çıkan kaçınılmaz sonuç.
Kedi, a. Yumuşak, zarar verilmesi mümkün olmayan bir otomat. Doğa tarafından ev cephesinde işler kötü gittiği zaman tekmelememiz için bize bahşedilmiştir.
Kentaur, a. İşbölümü günümüzdeki ileri derecedeki rafine haline ulaşmadan önce yaşamış ve “her adama bir at” olarak bilinen ilkel iktisadî şiarı izlemiş insanlar ırkının her bir ferdi.
Kerberos, a. Hades'in bekçi köpeği, görevi girişi korumaktı--kime ya da neye karşı koruduğu çok açık değildir, çünkü hem herkesin er geç oraya gitmesi gerekmekteydi, hem de kimsenin kapıyı zorladığı falan yoktu.
Kesinlikle emin, s. Avazı çıktığı kadar bağırarak yanılan.
Kilit, a. Uygarlık ve aydınlanmanın ayırt edici özelliği.
Kinik, a. Bozuk gözleri şeyleri olmaları gerektiği gibi değil de olduğu gibi gören bir edepsiz. İskitlerin kiniklerin gözlerini oyarak görüşlerini düzeltme geleneği buradan gelir.
Kitabilik, a. Ahmakların kendi yüzsüz cehaletlerinin sınırlarını aşan her türlü bilgi için kullandıkları alaycı terim.
Kleptoman, a. Zengin bir hırsız.
Komşu, a. Kendimiz gibi sevmemiz emredilmiş, fakat bizi bu emre uymaktan alıkoymak için elinden geleni yapan kişi.
Konsolos, a. Amerikan politikasında, halk kendisine bir kamu görevi vermeyince, kendisine İdare tarafından bir kamu görevi verilen kişi. Bu görev ülkeyi terk etmesi şartıyla verilmektedir.
Köpek, a. Dünyadaki tapınma fazlasını ve artığını emmek için tasarlanmış bir tür yan ya da ikincil Tanrı. Bu Kutsal Varlık’ın vücut bulmuş hallerinin daha yumuşak tüylü ve daha ufak olan bazıları, Kadın’ın gözünde, hiçbir insan erkeğinin ulaşamayacağı kadar değerli bir yer tutar.
Kumarbaz, a. Bir erkek.
Kurşun, a. Ağır, mavi-gri bir metal. Hafif âşıklara durağanlık sağlamak için kullanılır--özellikle düşüncesizlik edip başkasının karısına aşık olanlara. Kurşun aynı zamanda bir argümanı karşılayan ağırlık olarak öylesine faydalıdır ki, tartışmanın terazisini yanlış yöne çevirir. İki vatanseverliğin buluştuğu noktada büyük miktarda kurşun çökeltisi elde edilmesi, uluslararası anlaşmazlıkların kimyasıyla ilgili ilginç bir gerçektir.
Kusursuzluk, a. Gerçek dünyadan “mükemmeliyet” adlı bir unsur sayesinde ayırt edilebilen hayalî bir durum; eleştirmenin özelliklerinden biri.
Küfür, a. Senin tarafından benim tanrıma yapılan saygısızlık.
Lahana, a. Yaygın bir mutfak ve bahçe bitkisi. Ebat ve zekâ açısından bir insan kafasına oldukça yakındır.
Leksikograf, a. Bir dilin gelişmesindeki belli bir aşamayı kayda geçirme kisvesi altında, o dilin büyümesini engellemek, esnekliğini katılaştırmak ve yöntemlerini mekanize etmek için elinden geleni ardına koymayan yapışkan bir herif.
Lir, a. Kadim bir işkence aracı.
Madalya, a. Üç aşağı beş yukarı sahici denilebilecek meziyetler, başarılar ya da hizmetler karşılığında verilen küçük madeni bir disk.
Bismarck'ın konuyla ilişkisi vardır; günün birinde boğulan bir kişiyi cansiparane bir şekilde kurtardığı için kendisine bir madalya verilmiş, madalyanın anlamı sorulduğunda "bazen hayat kurtarırım" demişti. Hayat kurtarmadığı zamanlar da oluyordu.
Manastır, a. Tembellik günahı üzerine tefekküre dalmak isteyen kadınlar için bir inziva mekânı.
Manikeizm, a. İyilikle kötülük arasındaki sürekli savaşı konu alan eski Pers doktrini. İyiler havlu attığı zaman Persler muzaffer rakiplerine katılmışlardı.
Mantık, a. İnsan idraksizliğinin sınırlamaları ve beceriksizliklerine tamtamına uyarak düşünme ve akıl yürütme sanatı.
Manyetizma, a. Mıknatısı etkileyen bir şey.
Masonlar, a. Gizli ayinleri, grotesk törenleri ve fantastik kostümleri olan bir kardeşlik. Bu kardeşlik, İkinci Charles zamanında, Londra’nın meslek sahibi zanaatkârları arasında ortaya çıkmış, sonradan geçmiş asırların ölülerini kesintisiz bir makabline şümul vasıtasıyla saflarına katarak Âdem’den bu yana gelmiş geçmiş bütün insan kuşaklarını kucaklamıştır, şu anda Yaradılış öncesi Kaos’un ve Şekilsiz Boşluk’un nüfusundan değerli katılımcıları toparlamaktadır. Kardeşlik değişik zamanlarda Charlemagne, Julius Caesar, Keyhüsrev, Hz. Süleyman, Zerdüşt, Konfüçyüs, Thothmes ve Buda tarafından kurulmuştur. Amblemleri ve simgeleri Paris ve Roma’nın mezarlarında, Parthenon’un ve Çin Seddi’nin taşlarında, Karnak ve Palmyra tapınaklarında ve Mısır piramitlerinde bulunmuştur – her zaman bir mason tarafından.
Maymun, a. Soyağaçlarını tercih eden bir orman hayvanı.
Mayonez, a. Fransa’da devlet dini yerine geçen soslardan biri.
Medyum, a. Müşterisinin göremediği şeyleri gören bir insan, genellikle kadındır. Müşterisinin göremediği şey kendi kalın kafalılığıdır.
Melez, a. İki ırkın ortak çocuğu; her ikisinden de utanır.
Melun, s. Muhatap.
Menderes, a. Amaçsızca, kıvrımlar çizen hareket. Troya'dan yaklaşık yüz elli mil ötedeki bir ırmağın adından gelir. Bu ırmak, Yunanlılar ve Troyalıların güçleri hakkında şişinmelerini duymamaya çabalarken bu şekillere girmiştir.
Merak, a. Kadın zihninin münasebetsiz bir özelliği. Bir kadının merak belasıyla lanetlenmiş olup olmadığını öğrenme isteği, erkek ruhunun en ateşli ve doymak bilmez tutkularından biridir.
Meshetmek, f. Zaten yeteri kadar kaygan olan bir kralı ya da başka bir yüksek görevliyi biraz daha yağlamak.
Meşhur, a. Herkesin gözü önünde rezillik çeken.
Metropol, a. Taşralılığın kalesi.
Mezar, a. Ölülerin yatıp tıp öğrencisinin gelişini bekledikleri mekân.
Mezatçı, a. Diliyle birini söğüşlediğini bir çekiç kullanarak duyuran bir adam.
Mıknatıs, a. Manyetizmadan etkilenen bir şey.
Manyetizma ve Mıknatıs tanımları, bu konuyu ışıl ışıl aydınlatarak insanlığın bilgi düzeyinin anlatmaya sözlerin yetmeyeceği derecede ilerlemesine yol açmış tam tamına bin adet önde gelen bilim adamının çalışmalarından özetlenmiştir
Mimar, a. Evinizin planını temize çekerken cüzdanınızı temizlemeyi planlayan adam.
Misafirperverlik, a. Bizi, yemek ve yatacak yer ihtiyacı olmayan kimi şahıslara yemek ve yatacak yer sunmaya yönlendiren bir meziyet.
Mitoloji, a. İlkel bir halkın kendi kökenleri, erken tarihi, kahramanları, tanrıları vs. ile ilgili inançları; sonradan icat ettiği gerçek açıklamalardan farklıdır.
Mucit, a. Tekerlekleri, manivelaları ve yayları cin fikirli bir şekilde bir araya getirip ortaya çıkan şeyi uygarlık sanan kişi.
Muhafazakâr, a. Mevcut kötülüklere âşık, bu yönüyle onları başka kötülüklerle değiş tokuş etmek isteyen Liberal'den ayrılan bir devlet adamı.
Muhalefet, a. Siyasette, hükümetin alıp başını gitmesini engellemek için onu sakatlayan parti.
Nasihat, a. Tedavüldeki en ufak bozuk para.
Nepotizm, a. Partinin iyiliği için babaannenizi göreve atamak.
Nihilist, a. Tolstoy dışında her şeyin varlığını reddeden bir Rus. Okulun önderi Tolstoy’dur.
Obur, a. İtidalin muzır etkilerinden dispepsi pratiği sayesinde kaçınan kişi.
Okyanus, a. Solungaçları olmayan insan için özellikle inşa edilmiş bir dünyanın üçte ikisini kaplayan bir su kütlesi.
Orman kaçkını, a. bkz. Koca.
Öğrenim, a. Çalışkan öğrencilerde görülen cehalet türü.
Önüne geçmek, f. Bir düşman kazanmak.
Özgürlük, a. Tüm ülkelerin kesin bir tekel ile sahip olduklarına inandıkları bir siyasi durum. Hürriyet. Hürriyet ile özgürlük arasındaki ayrım tam olarak bilinmez; doğa bilimcileri bu türlerden hiçbirinin canlı bir örneğini yakalamayı başaramadılar.
Özür dilemek, f. Gelecekteki kabahatler için gerekli altyapıyı kurmak.
Panteizm, a. Her şeyin Tanrı olduğunu söyleyen ve böylece Tanrı'nın her şey olduğuna karşı çıkan bir doktrin.
Pantomim, a. Hikâyenin dile bir zarar verilmeden anlatıldığı bir oyun türü. Dramatik eylemin en yenilir yutulur hali.
Pasta, a. Hazımsızlık denen Azrail’in öncü kuvvetlerinden biri.
Pazartesi, a. Hristiyan ülkelerinde, top oyunundan sonraki gün.
Piyano, a. Pişmanlık bilmeyen misafiri yola getirmek için kullanılan bir salon aleti. Makinenin tuşlarına bastırırken dinleyiciye hafakanlar bastırarak çalıştırılır.
Planlamak, f. Kaza eseri bir sonuca ulaşmanın en iyi yolunu kendine dert etmek.
Rahibe, a. Dişi bir peder.
Resim, a. Üç boyutluyken bıkkınlık veren bir şeyin iki boyutta temsil edilmesi.
Roman, a. Şişirilmiş bir öykü.
Saçmalık, a. Kişinin kendi görüşüyle apaçık bir şekilde çelişen bir inanç ya da ifade.
Sadakat, a. Özellikle ihanete uğramak üzere olanlarda görülen bir meziyet.
Sahici, s. Has, gerçek. Örnek: sahici bir sahtecilik, sahici bir ikiyüzlülük, vesaire.
Sakal, a. Genellikle, Çinlilerin kafayı tıraş etme geleneğini haklı olarak lanetleyenlerin kestiği kıllar.
Saksağan, a. Hırsızlık yönündeki eğilimine bakınca sanki kendisine konuşmanın da öğretilebileceğini düşündüren bir kuş.
Samimiyet, a. İki salağın ortak yıkımlarına doğru çekildikleri bir ilişki türü.
Savunmasız, s. Saldırı kapasitesinden yoksun.
Seçmeler, a. Bir kişinin edebî çalışmalarının kısa bir özeti. Bu özette editörün inançlarına ters düşen bölümler yer kıtlığı nedeniyle çıkartılmıştır.
Sel, a. Rutubetin ileri bir mertebesi.
Sıkıcı, s. Siz onun dinlemesini beklerken konuşan kişi.
Sınır, a. Siyasî coğrafyada, iki millet arasındaki hayali çizgi. Bir milletin hayali haklarını diğer milletin hayali haklarından ayırır.
Sinek pisliği, a. Noktalamanın ilk hali. Garvinus’un yazdığına göre, muhtelif okuryazar toplumlarda kullanılan noktalama sistemleri, ilk başta söz konusu ülkelere musallat olan sineklerin içtimaî geleneklerine ve yemek alışkanlıklarına bağlıydı. Yazarlarla aralarında her zaman iyi komşuluk ve dostane bir tanışlık ilişkisi olmuş olan bu mahlûklar, kalemin ortaya çıkartmakta olduğu elyazmalarını vücut alışkanlıklarının gerektirdiği şekilde, kimi zaman gani gani, kimi zaman da eli sıkı bir şekilde süslüyorlardı; böylece, yazarın yeteneğinden bağımsız ve bu yetenekten daha üstün olan bir yorum türü ile eserdeki anlamı ortaya çıkartıyorlardı. Edebiyatın “kadim ustaları”—yani, eserleri kendilerinden sonra gelen yazar ve eleştirmenlerce bunca değerli bulunan ilk yazarlar—hiç noktalama kullanmazlardı; tam bir serbestlik içinde, nokta işaretinin düşünce akışına getirdiği o duraklamalardan muaf olarak çalışmalarını sürdürürlerdi. (Aynı şeyi zamane çocuklarında da gözlemleyebiliyoruz; çocukların noktalama konusundaki tercihleri, bireylerin çocukluklarının, ırkların çocukluk yıllarındaki yöntem ve gelişme safhalarını tekrar ettiğini söyleyen yasanın çarpıcı ve güzel bir örneğini oluşturuyor.) Çağdaş araştırmacılar, optik enstrümanlar ve kimyasal testler yoluyla, bu ilkel yazarların eserlerindeki tüm noktalama işaretlerinin, yazarların becerikli ve yardımsever işbirlikçisi, bildiğimiz ev sineği (Musca Maledicta) tarafından eklendiğini saptadılar. Daha sonra gelen yazarlar, gerek bu eserleri sahiplenmek, gerek tabiatıyla tanrısal bir ilhamın eseri olarak gördükleri bu eserleri korumak amacıyla bu elyazmalarını kopyalarken, papirüs ya da parşömen üzerinde gördükleri bütün işaretleri de, eserdeki düşünce açıklığına ve eserin değerine kelimelerin yetersiz kalacağı ölçüde bir katkıda bulunarak, kopyalamışlardı. Kopyacılarla aynı dönemde yaşayan yazarlar ise bir yandan bu işaretlerin bariz katkılarından eserlerinde yararlanırken, bir yandan da kendi evlerindeki sineklerin onlara sunmak istiyor olabileceği yardım sayesinde, sık sık eski yapıtlara denk olmayı, hatta kimi zaman onları aşmayı bile başardılar, en azından noktalama açısından. Bu da azımsanacak bir başarı değildir.
Sirk, a. Atların, midillilerin ve fillerin, erkekler, kadınlar ve çocukları soytarılık yaparken izlemesine izin verilen bir yer.
Siyaset Meydanı, a. Siyasette, devlet adamının geçmişi ile güreştiği hayali bir horoz dövüşü sahası.
Sohbet, a. Ufak tefek zihinsel emtiayı sergilemek üzere kurulan bir fuar. Her katılımcı kendi mallarının sunumu ile o kadar meşguldür ki komşusunun mallarına bakacak hali kalmaz.
Sözlük, a. Bir dilin gelişmesine ket vurmak, onu katı ve gevrek bir hale getirmek için kullanılan bedhah bir edebî araç. İşbu sözlük ise son derece faydalı bir eserdir.
Sürgün, a. Ülkesine yurtdışında hizmet veren, fakat büyükelçi olmayan bir kişi.
Şafak, a. Aklı başında zevatın yatma vakti. Kimi yaşlı insanlar bu saatte kalkıp, soğuk bir duş aldıktan sonra boş bir mideyle uzun bir yürüyüşe çıkmayı ve benzeri eziyetleri tercih ederler. Sonra da güçlü sağlıklarının ve uzun ömürlerinin nedeni olarak bu alışkanlıklarını gururla gösterirler. Oysa işin aslı şudur: bu alışkanlıklar sayesinde değil, bu alışkanlıklara rağmen sıhhatli ve yaşlıdırlar. Bütün bunları yapabilen insanların hepsinin domuz gibi sağlıklı olmasının tek nedeni, bu alışkanlığın kendisini deneyen daha zayıf bünyeleri gebertmiş olmasıdır.
Şevk, a. Bilgisizce sevginin ayırt edici özelliği.
Şiddetli geçimsizlik, a. Evlilik hayatında, merakların benzerliği (özellikle hükmetme merakının). Öte yandan, şiddetli geçimsizlik hemen karşı evde yaşayan uysal bakışlı bir hemşireden mürekkep de olabilir. Bıyıklı olduğu bile görülmüştür.
Şirket, a. Bireysel sorumluluk almadan bireysel kâr elde etmeyi sağlayan muhteşem icat.
Şömiz, a. Bu ne demek bilmiyorum.
Tarihçi, a. Uzun menzilli bir dedikoducu.
Tartışma, a. Başkalarına hatalarını bildirme yöntemlerinden biri.
Tasfiye, a. Çevik pasiften kaçarken nazlı aktifi ilhak etmenin yaygın bir yolu.
Tebrik, a. Kıskançlığın uygar yüzü.
Telefon, a. Münasebetsiz bir şahsı uzakta tutmanın kimi avantajlarını sıfırlayan bir şeytan icadı.
Temerrüt, a. (Abonelerimizin ve okurlarımızın geniş ve hatırı sayılır bir kesiminin hislerine saygımızdan dolayı, bu kelimenin tanımı sözlükten çıkarılmıştır.)
Teselli, a. Sizden daha iyi bir insanın talihinin sizden daha kötü olduğunun bilgisi.
Teşhis, a. Bir doktorun, hastasının nabzını ve cüzdanını yoklayarak ulaştığı hastalık tahmini.
Top güllesi, a. Ulusal sınırların düzeltilmesinde kullanılan bir enstrüman.
Toprak, a. Dünya yüzeyinin mal olarak görülen kısmı. Toprağın özel mülkiyete ve kontrole tabi bir mal olduğu kuramı çağdaş toplumun temelidir ve bu temel, üzerine kurulmuş olan yapıyı sonuna kadar hak etmektedir. Mantıksal sonuçlarına götürülürse, kimilerinin diğerlerinin yaşamasına engel olma hakkına sahip olduğu anlamına gelir; çünkü sahip olma hakkı, toprakta tek başına yerleşme hakkını da yanında getirmektedir; gerçekten de, araziye tecavüz yasaları, toprakta mülkiyet hakkının tanındığı her yerde uygulanır. Binaenaleyh, eğer tüm terra firma yüzeyi A, B ve C’ye aitse, D, E, F ve G’ye doğmaları için, ya da birer arazi tecavüzcüsü olarak doğarlarsa, var olacak bir yer kalmaz.
Tutuklamak, f. Sıradışı olmakla suçlanan birini resmi olarak alıkoymak. Allah dünyayı altı günde yarattı ve yedincisinde tutuklandı.--Gayrıresmi Versiyon
Tütsü, a. Din işlerinde, burna hitap eden bir argüman.
Tüy Dökücü, s. Deriden kılların ayrılmasını sağlayan – bir zevcenin ellerinde son derece ilerlemiş olarak görülebilen bir özellik.
Ufak, a. Daha az münasebetsiz.
Uzun Ömürlülük, a. Ölüm korkusunun ender görülen derecede uzatılması.
Vehim, a. Heves, Şefkat, Özveri, İnanç, Umut, Yardımseverlik ve daha pek çok mübarek oğullar ve kızlardan oluşan çok saygıdeğer bir ailenin reisi.
X. Alfabenin lüzumsuz bir harfi olup yazım reformcularının saldırılarına karşı özel bir bağışıklığı vardır; dil yaşadıkça yazım reformcuları da, X harfi de yaşayacaktır. Psikoloji cebrinde bir kadının zihni x ile simgelenir. X ile başlayan sözcükler Yunanca olduğundan bu standart İngilizce sözlükte tanımlanmayacaktır.
Yalnız, s. Kötü bir çevreye düşmüş.
Yamyam, a. Eski geleneklere bağlı, domuz-öncesi dönemin basit zevklerini muhafaza eden bir gurme.
Yanılmak, f. Benim inançlarıma ve edimlerime aykırı bir şekilde davranmak ya da düşünmek.
Yaya, a. Bir otomobil için, yolun hareket eden ve ses çıkaran kısmı.
Yenebilir, s. Yemesi güzel, sindirilmesi sağlığa yararlı olan; solucanın kurbağaya, kurbağanın yılana, yılanın domuza, domuzun insana ve insanın solucana göründüğü gibi.
Yerçekimi, a. Bütün nesnelerin birbirlerine içerdikleri kütle miktarına orantılı bir kuvvetle çekilme eğiliminin adı—içerdikleri kütle miktarı da birbirilerine yaklaşma eğiliminin gücüne göre belirlenir. Bu, bilimin, A’yı B’nin ispatı yaptıktan sonra B’yi de A’nın ispatı yapmasının latif ve eğitici bir tasviridir.
Yerliler, a. [1.] Yeni keşfedilmiş bir ülkenin topraklarını sürerken bulunan düşük değerli zevat. Kısa süre içinde toprağı sürmeyi bırakırlar; toprağa gübre olurlar. [2.] Geleceğin leksikograflarını kendilerini tanımlama zahmetinden kurtaracak düşünceli insanlar.
Yetenek, a. Becerikli insanları ölülerden ayırt etmemizi sağlayan kötü niyetli hırsların ufak bir kısmını gerçekleştirmemize yarayan doğal avadanlık. Son tahlilde, yetenek dediğimizin şeyin ileri ölçüde bir ağırbaşlılıktan ibaret olduğu görülür. Belki de, bu etkileyici meleke doğru olarak değerlendirilmektedir; çünkü, ağırbaşlı olmak kolay iş değildir.
Yurtdışında, s. Vahşiler ve dangalaklarla savaş halinde olmak. Yurtdışına çıkmış bir Fransız rezillik çeker, bir Amerikalı ise başkalarına rezillik çektirir.
Yürütme, a. Yasamanın isteklerini, Yargı tarafından geçersiz ve hükümsüz oldukları neşeyle açıklanana kadar uygulamaktan sorumlu devlet görevlisi.
Zırh, a. Terzisi demirci olan adamın giydiği türden elbise.
Zihin, a. Beyin tarafından salgılanan gizemli bir madde çeşidi. Başlıca uğraşı kendi doğasını saptama çabasından oluşur; bu çabanın boşluğu, kendisini bilmek için elinde kendisinden başka bir araç olmamasındadır.
Zoka, a. Oltayı yenilir yutulur hale getiren bir preparat. Güzellik en iyi türüdür.
0 yorum:
Yorum Gönder